Son yıllarda görülen iklim değişikleri nedeni ile vektörel hastalıkların görülme alanı ile yayılma hızı değişmiş, bu nedenle de ülkemizde olduğu gibi ilimizde de hayvan hastalık çıkışlarında riskler artmıştır. Bunun en iyi örneği 2013 yılında ülkemizde ilk defa görülen 2014 yılı içinde hızla yayılarak endemik hale gelen Sığırların Nodüler Ekzantemi hastalığıdır. Vektörel hastalıkların kontrolünün sağlanması için yapılacaklar aşağıda açıklanmıştır.
- Vektör mücadelesi amacıyla, su birikintileri ve bataklıkların ekosisteme zarar vermeyen fakat güçlü larvasidal etkili ürünlerle uygun aralıklarla ilaçlanması mahalli idarelerce sağlanmalıdır.
- İl ve İlçe müdürlüklerince yetiştiriciler ağıl ve ahırların pencerelerine sinek teli takılması, dışkı yığınlarının ağıl ve ahırlardan mümkünse en az 50 metre uzakta toplanması ve üzerlerinin plastik bir örtüyle kapatılması ve hayvanların geceleri kapalı yerlerde muhafaza edilmesi hususlarında bilgilendirilmelidir.
- Etkin vektör kontrolü için hayvanlara endectositler veya klasik insektisitler uygulanacaktır. Hayvanları bireysel olarak ilaçlamanın önemi yetiştiriciye eğitimlerle anlatılmalıdır.
- Sineklerin aktif olduğu dönemlerde duyarlı hayvanlarda klinik izleme yapılacak, hastalık şüpheli her olgudan ilgili enstitülere marazi madde gönderilecek, resmi veteriner hekimlerle birlikte serbest veteriner hekimlerde vektörel hastalıklar yönünden gerekli dikkat ve özeni göstermeleri için bilgilendirilmelidir.
- Mavi dil ve Sığırların Nödüler Ekzantemi hastalığına karşı aşılamalar vektörlerin aktif olduğu dönemden önce tamamlanacak gebeliğin ilk yarısında aşım dönemlerinde ve hastalıklı sürülerde aşı uygulanmalıdır.
2015 yılı içinde İlimizde ve Komşu İllerde Vektörel Hastalıklardan biri olan Akabane Hastalığı çıkışları olmuş ve yayılma göstermiştir. Hastalıkla ilgili aşağıda genel bilgiler verilmiştir.
AKABANE HASTALIĞI

Akabane hastalığı; sığır, koyun ve keçilerde görülen, sivrisinek, tatarcık-kum sineği (yakağan, güpdüşen) gibi sokucu sineklerle nakledilen, yavru atmalara ve yavrularda doğumsal anomalilere yol açan virüs etkenli bir enfeksiyondur.
Akabane virusu ilk kez 1959 yılında Japonya'da sivrisinek türlerinden izole edilmiştir. İlk kez izole edildiği Akabane şehrinden ismini alan etken, Bunyaviridae ailesinin Ortobunyavirus cinsinde, Akabane Virus olarak sınıflandırılmıştır. Virus genomunu oluşturan RNA, tek iplikçikli ve 3 segmentden meydana gelmektedir. Araştırmalarda akabane enfeksiyonunun Güneydoğu Asya, Arap yarımadası, Ortadoğu ve Afrika'da varlığı ortaya konulmuş ve sığır, koyun, manda, deve, keçi ve at gibi evcil hayvanlar ile maymun, zebra gibi bir çok yabani hayvanda antikor varlığı bildirilmiştir.
Akabane virusu (AKAV) sinek vektörlerde çoğalır ve yine kanla beslenme sırasında duyarlı hayvanlara nakledilir. Etken sığır, koyun ve keçilerde herhangi bir klinik belirti oluşturmaksızın çoğalabilir ancak bazen erişkin hayvanlarda tremor (titreme), ataksi, ( denge bozukluğu), topallık, paraliz (felç), nistagmus (istemsiz göz hareketleri), aşırı duyarlıklık ve ensefalomiyelit (beyin ve omurilik yangısı) tablosu görülebilir ve bütün vakalarda mutlaka viremi oluşturur. Kan yoluyla plasentayı geçer ve fötusun enfeksiyonuna yol açar. Viremi çoğunlukla enfeksiyondan 1- 6 gün sonra ortaya çıkar. Fötusda bozuklukların gelişmesi gebeliğin süresi ile ilgili olup; kritik dönem koyunlarda gebeliğin 30-50. günleri, keçilerde gebeliğin 40. günü civarı, sığırlarda 62-96. günü arasında değişkenlik gösterir. Gebelerde uterusda enfeksiyona neden olarak abort (yavru atma), prematüre ve ölü doğumların yanında doğumsal anomalili yavru doğumlarına neden olur. Oluşturduğu fötopatilerin en göze çarpanı ise arthrogriphosis (kelimenin kökeni Yunancadan gelmekte olup, "bükük veya çengelleşmiş eklemler" anlamındadır. Bu kompleks sendrom çoğul eklem hareketsizliği, az gelişmiş ve kasılmış kaslar, ekstremite deformiteleri karakterizedir) ve hidranensefali (beyin yarı-kürelerinin tamamen kaybolup, içi su dolu boşluk halini alması) sendromudur. Geçmişte yapılan çalışmalarda, enfekte boğalardan yavrularına hastalığın geçmediği belirlenmiştir.
Canlı doğan buzağılarda hastalık üç şekilde görünür:
• Geç dönem yaşta (5-6 ay) enfekte olan buzağılar artrogripoz ile doğarlar.
• Enfeksiyondan erken dönemde etkilenen buzağılar artrogripoz ve hidranensefali ile doğarlar.
• 3-4 aylık fötal yaşta etkilenen buzağılarda sadece hidranensefali görülür.
Canlı doğan buzağılarda; dişler, ayaklar ve gövde normal görünümde olsa bile yavrular küçük zayıf, güçsüzdür ve ayakta duramazlar. Hidranensefali buzağılar ise ayağa kalkıp yürüyebilirlerse de hiçbir temel refleksleri olmaz ve körlük görülür. Fötus da meydana gelen ağır deformasyonlar güç doğum, infertilite ve annenin ölümüne neden olabilir
Koyun ve keçilerde ise fötusda ve yenidoğan hayvanlarda benzer belirtiler görülür. Kuzu ve oğlaklarda akciğerlerin tam gelişmediği, boyun ve omurgada dönme ve sakatlık görülebilir. Kuzular ve oğlaklar genellikle ölü doğar veya doğumdan hemen sonra ölür.
| Şekil 1 Ölü doğmuş bir buzağıda belirgin tortikollis ve artrogripoz. |
| Şekil 3 Yeni doğmuş buzağı beyni (çevresi serebrospinal sıvı ile dolu ve beyinde küçülme) |
| Şekil 2 Şiddetli artrogripoz nedeniyle ayağa kalkamayan henüz canlı bir buzağı |
Akabane enfeksiyonu erişkin sığırlarda belirgin klinik enfeksiyon oluşturmadığı halde, döl verimindeki kayıplara bağlı olarak önemli ekonomik zararlara neden olmaktadır. Akabane virüsünün kuzey ve güney olmak üzere iki büyük coğrafi bant da endemik olduğu düşünülmektedir. Birinci bant Avustralya, Güneydoğu Asya ve Japonya'ya kadar uzanırken. İkincisi Güney Afrika ve Orta Doğu dan oluşur. Hastalık genellikle tropikal, subtropikal alanlarda görülmektedir. Hastalık Japonya, Avustralya, Tayvan, Kore, İsrail ve Türkiye'de bildirilmiştir.
Hastalığın temas yoluyla bulaşması görülmezken horizantal yolla bulaşma yalnızca taşıyıcı böcekler yoluyla olmaktadır. Hastalık etkeni çoğunlukla Culicoides brevitasis (tatarcık) gibi kan emici böceklerle taşınmakla beraber diğer vektörlerde rol oynamaktadır. Normalde tatarcıkların mevcut olduğu yerlerde bulunan hayvanlar, gebelik öncesinde enfekte ve sonrasında bağışık olduklarından bölgede herhangi bir hastalık belirtisi görülmeyebilir. Hava koşulları tatarcıkların duyarlı hayvanların bulunduğu daha geniş bölgelere yayılmasına müsaade edecek uygunluğa geldiğinde (uzun süren nemli yaz sezonları gibi) ve bu hayvanlar daha önce enfekte olmamışsa hastalık bir sonraki buzağılama mevsiminde bölgede görülebilir. Bu hastalığın epidemiyolojisinde vertikal bulaşma (anadan yavruya geçiş) önemlidir. Ruminantlar uzun dönemde virüsü taşımazlar.
AKAV hipoklorit (çamaşır suyu), deterjanlar, klorheksidin, alkol ve fenol gibi dezenfektanlara karşı duyarlıdır ve 50 ° C'nin üzerindeki sıcaklıklarda 30 dakikada kolaylıkla tahrip olur. AKAV çevresel ortamda canlılığını koruyamaz.
Tanı genellikle klinik bulgulara dayanarak ve yavru ya da annenin kanında antikor varlığıyla teyit edilebilir. Virolojik teşhis için plasenta, fötal kas, serebrospinal sıvı ve fötal nervöz dokular, serolojik teşhis için kan serumu uygun materyallerdir. Ayırıcı tanıda; mavidil, BVD, border disease göz önünde bulundurulmalıdır.
Akabane hastalığının tedavisi yoktur. Hastalıktan korunmak esastır. Vektörlerle mücadele ve aşılama başlıca korunma yöntemidir. Dünyada canlı ve inaktif aşıları bulunmaktadır, ancak uzun süreli bağışıklık sağlamamaktadır.
Son yıllarda görülen iklim değişikleri nedeni ile Akabani Hastalığı, Sığırların Nodüler Ekzantemi Hastalığı gibi vektör kaynaklı hastalıkların görülme alanı ile yayılma hızı değişmiş, bu nedenle de ülkemizde olduğu gibi ilimizde de hayvan hastalık çıkışlarında riskler artmıştır. Vektörel hastalıkların kontrolünün sağlanması için;
- Vektör mücadelesi amacıyla, su birikintileri ve bataklıkların ekosisteme zarar vermeyen fakat güçlü larvasidal etkili ürünlerle uygun aralıklarla ilaçlanması mahalli idarelerce sağlanmalıdır.
- İl ve İlçe müdürlüklerince yetiştiriciler ağıl ve ahırların pencerelerine sinek teli takılması, dışkı yığınlarının ağıl ve ahırlardan mümkünse en az 50 metre uzakta toplanması ve üzerlerinin plastik bir örtüyle kapatılması ve hayvanların geceleri kapalı yerlerde muhafaza edilmesi hususlarında bilgilendirilmelidir.
- Etkin vektör kontrolü için hayvanlara endectositler veya klasik insektisitler uygulanmalıdır. Hayvanları bireysel olarak ilaçlamanın önemi yetiştiriciye eğitimlerle anlatılmalıdır.
- Sineklerin aktif olduğu dönemlerde duyarlı hayvanlarda klinik izleme yapılmalı, hastalık şüpheli her olgudan ilgili enstitülere marazi madde gönderilerek, resmi veteriner hekimlerle birlikte serbest veteriner hekimlerde vektörel hastalıklar yönünden gerekli dikkat ve özeni göstermeleri konusunda bilgilendirilmelidir.
- Mavi dil ve Sığırların Nödüler Ekzantemi hastalığına karşı aşılamalar vektörlerin aktif olduğu dönemden önce tamamlanmalı, gebeliğin ilk yarısında aşım dönemlerinde ve hastalıklı sürülerde aşı uygulanmamalıdır.